18 Mayıs Kırım Soykırımı

Kategori: (Diğer) Yazan: admin - 18-Mayıs-2008

Pek çoğumuzun ‘Tatarlar’ olarak andığı Kırım Türkleri, bu günkü Kırım topraklarına, 9. ve 10. yüzyılda gelmeye başladılar. O tarihlerde ‘Kıpçaklar’  olarak  biliniyorlardı. Rus kaynaklarındaki isimleri ‘Kumanlar’  idi.  Kıpçaklar, savaşçı insanlar olmakla birlikte, kalıcı devlet kuramadılar. Genel olarak, birlikte oldukları milletlerin yönetimlerinde yaşadılar ve onların kültürlerini benimsediler. 12. yüzyılın sonlarına doğru, tarih kitaplarımızda ‘Altınordu’ olarak geçen, gerçek adı Altın Orda  olan devletin temelleri atıldı. 1238 yılına gelindiğinde Batu Han devletin hâkimi olmuştu. Devletin halkı, Kıpçak Türkleri’nden oluşuyordu. Batu Han’ın kardeşi Berke Han Müslümanlığı kabul edince Kıpçaklar, kültürel bir değişim yaşadılar. Bu değişimin sonunda ‘Kırım Türkleri  denilen millet oluştu. Altınordu Devleti, son hakanları Toktamış Han zamanında, Emir Timur’a yenilince güç kaybetti. 1419 yılında tarih sahnesinden tamamen silindi. Yerine  birkaç hanlık kuruldu. Bunlardan biri, 1441 yılında Hacı Giray’ın kurucusu olduğu Kırım Hanlığı’dır. Hacı Giray Han, 1454 yılında, Osmanlı Devleti’nin askerî desteği ile, kendilerini rahatsız eden Cenevizliler’i yendi. Böylece Osmanlı Devleti – Kırım Hanlığı ilişkisi başladı.  İkinci Kırım Hanı Mengli Giray döneminde Kırım, Osmanlı Devleti’nin himayesine girdi. Himaye 300 yıl devam etti. Devamını okuyun »

Sorcerer - Niyazi Tüfeçibaşı Kardeşimiz Aramızdan Ayrıldı

Kategori: (Diğer) Yazan: admin - 09-Mayıs-2008

ImageShack
Yakınlarına sabır, Sorcerer kardeşimize Allah’tan rahmet diliyoruz…

3 Mayıs Türkçülük Bayramınız Kutlu Olsun

Kategori: (Diğer) Yazan: admin - 02-Mayıs-2008

Türk
İslamdersleri.com olarak Türkçülük Gününüzü Kutluyoruz

Ubuntu Muslim Edition 7.10

Kategori: (Diğer) Yazan: admin - 06-Nisan-2008

ImageShack

Ubuntu Muslim Edition , Müslümanlar için oluşturulmuş Ubuntu tabanlı bir işletim sistemi.  Sürün notları için buradan. Ekran görüntüleri için buradan. Denemek isterseniz de buradan indirebilirsiniz.

Eski Yazıları Hatırlayalım - Ocak 2008

Kategori: (Diğer) Yazan: admin - 03-Nisan-2008

Nihat Hatipoğlu - Hz. Osman’ın Cömertliği
Nihat Hatipoğlu - Cehennem Azabı Videosu
Nihat Hatipoğlu’nun Nefis Anlatımı
Nihat Hatipoğlu ve Abdurrahman Önül, Kerbela İlahisi
Nihat Hatipoglu - Cennetin Kapısını Açan Dua

İlahiyat Fakültesi Dergisi 2005 Sayı 1

Kategori: (Diğer) Yazan: admin - 30-Mart-2008

İçindekiler

Doç. Dr. Hasan KAYIKLIK - Yrd. Doç. Dr. Asım YAPICI

Gençlerde Dinsel Hayatın “Öteki”ne Yönelik Tutumlara Etkisi: Çukurova Üniversitesi Örneği

Yrd. Doç. Dr. Mustafa ÖZTÜRK

İblis’in Trajik Hikayesi -Allah, Şeytan, İnsan ve Kötülüğe Dair-

Yrd. Doç. Dr. Abdulhamit SİNANOĞLU

İslâm Düşüncesinde Benzetmeci Gurupların Allah Tasavvurları

Dr. Fatih Yahya AYAZ
Devamını okuyun »

Yasin-i Şerif’in Fazileti

Kategori: (Diğer) Yazan: admin - 22-Mart-2008

Hadis-i şeriflerde şöyle buyrulmuştur:

“Her şeyin bir kalbi vardır. Kur’an-ı Kerim’in kalbide Yasin’dir. Her kim Yasin Suresi’ni okurs, Allahü Teala, onun bu okumasına, Kuran-ı Kerim’i 10 kere okumuşcasına sevap yazar.”

“Ölülerinize Yasin Suresi’ni okuyunuz!”

“Allah’ın rızasını ve Ahiret yurdunu umarak onu okuyan muhakkak mağrifet edilir.”
Devamını okuyun »

Tuğra Hakkında

Kategori: (Diğer) Yazan: admin - 20-Mart-2008

Tuğra Osmanlı sultanlarının gözalıcı kaligrafik nişan veya arması, bir çeşit imzasıdır. Sultanın ve babasının adını ve çoğunda el muzaffer daima dua ibaresini içerirdi. Örneğin Kanuni Sultan Süleyman’ın tuğrasında “Süleyman şah bin Selim şah han el-muzaffer daima” yazmaktadır. “bin” “oğlu” demektir. Tuğra bizatihi sultan tarafından yazılmayıp nişancı veya tuğrakeş veya tuğranüvis denilen görevlilerce yazılırdı. Sultanın mühürlerine de kazılmıştır. En eski Osmanlı tuğrası ikinci Osmanlı sultanı Orhan Gazi’ye aittir. Birinci sultan Osman Gazi’ye ait bir tuğraya günümüze dek hiçbir yerde rastlanmamıştır. Bu nedenle 36 Osmanlı padişahı ama 35 Osmanlı padişah tuğrası vardır. (Ancak duyumlarımıza göre Osman Gazi’ye ait bir tek sikke (para) bulunmuştur ve bunda “Osman bin Ertuğrul bin Gündüz Alp” ifadesi yer almaktadır).Tuğralar, Osmanlı devletinin kuruluşundan yıkılmasına kadar çok çeşitli yerlerde kullanılmış, hat sanatında bir kol olmuş ve resmi görevini tamamladıktan sonra tarihe mal olmuştur (1). Halen hat sanatını icra edenlerce sanatsal amaçlı olarak yaşatılmaktadır. Devamını okuyun »

Mehmet Akif Ersoy

Kategori: (Diğer) Yazan: admin - 15-Mart-2008

İstanbul’da doğdu, 27 Aralık 1936′da aynı kentte öldü. Bir medrese hocası olan babası doğumuna ebced hesabıyla tarih düşerek ona ‘Rağıyf’ adını vermiş, ancak bu yapma kelime anlaşılmadığı için çevresi onu ‘Âkif’ diye çağırmıştır. Babası Arnavutluk’un Şuşise köyündendir, annesi ise aslen Buharalı’dır. Mehmed Âkif ilköğrenimine Fatih’te Emir Buharî mahalle mektebinde başladı. Maarif Nezareti’ne bağlı iptidaîyi ve Fatih Merkez Rüştiyesi’ni bitirdi. Bunun yanı sıra Arapça ve İslami bilgiler alanında babası tarafından yetiştirildi. Rüştiye’de ‘hürriyetçi’ öğretmenlerinden etkilendi. Fatih camii’nde İran edebiyatının klasik yapıtlarını okutan Esad Dede’nin derslerini izledi. Türkçe, Arapça, Farsça, ve Fransızca bilgisiyle dikkati çekti. Mekteb-i Mülkiye’nin idadi (lise) bölümünde okurken şiirle uğraştı. Edebiyat hocası İsmail Safa’nın izinden giderek yazdığı mesnevileri şair Hersekli Arif Hikmet Bey övgüyle karşıladı. Babasının ölümü ve evlerinin yanması üzerine mezunlarına memuriyet verilen bir yüksek okul seçmek zorunda kaldı. 1889′da girdiği Mülkiye Baytar Mektebi’ni 1893′te birincilikle bitirdi.
Devamını okuyun »

Mehmet Akif Ersoy - Çanakkale Şehitlerine

Kategori: (Diğer) Yazan: admin - 15-Mart-2008

Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle ‘bu: bir Avrupalı’
Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşında,
Avusturalya’yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk:
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ…
Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil,
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz…
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.
Devamını okuyun »

Reklam



TopOfBlogs